Op.Dr.Hüseyin Kan
Ana Sayfa Sıkça Sorulan Sorular İLAÇLARIN YARARLARI!

İLAÇLARIN YARARLARI!

0
İLAÇLARIN YARARLARI!

Toksinlerle ilgili yazımızda eksojen toksinler arasında ilaçları da saymıştık. Birtakım hastalıkların tedavisinde ilaçlar kullanmakta bunu da zorunluluktan yapmaktayız. Biliyoruz ki ilaçlar kimyasallardan imal edilmekte etkili maddenin yanında kullanımını kolaylaştırmak için katkılar ilave edilmektedir ve bu maddeler organizma için yabancıdır bu yüzden en kısa sürede bünyeden uzaklaştırılması gerekir, bunu da karaciğer ve böbrekler sağlar bu yüzden de bu organlar yıpranır zamanla yetmezliğe neden olur. Bu yüzden mutlak endikasyon(gereklilik) yoksa ilaç kullanmaktan kaçınmak gerekir doktorunuz önerse bile. Çünkü toplum olarak ilaç kullanmayı, hekim olarak ilaç yazmayı çok seviyoruz. Hele antibiyotik, ağrıkesici, mide koruyucu ve kolesterol düşürücü ilaçları kullanırken bin düşünüp bir kullanmalıyız. Şimdi bu grup ilaçlar organizmaya ne gibi zararlar vermekte irdelemeye çalışalım doktorumuz önerse dahi ondan sonra karar verelim. _Antibiotikler: Penisilin keşfedildiği zaman tıpta devrim yaratmış kâşifine (Fleming) Nobel ödülü kazandırmıştır. Etki mekanizması mikro organizmaları yok etmek prensibine göre etkiler. Yerinde kullanıldığı zaman hayat kurtarıcıdır. Bu yüzden spektrumu giderek genişleyen yüzlerce yeni antibiyotik keşfedilmiş ve yaygın olarak kullanıma sunulmuştur. Genel olarak pozitif etkileri göz önüne alınıp negatif etkiler irdelenmemiş enfeksiyonlar dışında her hastalıkta ilk düşünülen ve kullanılan ilaçlar olmuştur. Kontrolsüz da satıldığı için gereklilik dışı(virütik hastalıklar, koruyucu olarak hatta baş ağrısında bile) kullanım artmış, geçte olsa bakanlık reçetesiz satışı yasaklayarak önlem almıştır. Negatif etkilerin başında alerji gelmekte bu durum bazen ölüme neden olabildiği için bu konuda yeterli uyarılar yapılmakta buna rağmen bazen kullanım kazalarına rastlanmaktadır. Toksisitesi yüksek olanlar karaciğer ve böbreğe zarar vererek organ yetmezliklerine neden olabilmektedir. Gelelim en önemli sinsi yan etkisine; kalın barsaklarımızda 1,5-2,5 kg microbiata dediğimiz mikro organizma bulunmakta bunun %80 i faydalı bakterilerden oluşmaktadır. Bu denge çok önemli olup hayat boyunca korunabilse kronik hastalıkların (hipertansiyon, diyabetesmellitus, romatizmalhastalıklar, nörolojikhastalıklar, allerji, kanservs) hiçbiri ortaya çıkacak zemin bulamaz. Bu hassas dengeyi en kolay bozan antibiyotik tedavileridir. Bir haftalık antibiyotik tedavisinin microbiatada yaptığı tahribat bir yılda zor düzeldiğini gösteren araştırmalar mevcuttur. Bunu da yararlı bakterileri yok edip zararlıları etkilemeyerek yani tabir yerinde ise önünü açarak yapar. Bu durumda hiç mi antibiyotik kullanmayacağız. Elbette böyle bir öneride bulunamayız. Kesinendikasyon varsa (telafisi mümkün olmayan hasarlar ortaya çıkacaksa ) sonuç alınan en kısa süre kullanabilir bunu da microbiata hasarını en aza indirebilmek için probiotik desteği ile yapmalıyız. Gelişi güzel yâda koruyucu olarak abartılı şekilde kullanılan antibiyotikler barsak microbiata dengesini bozmakla kalmaz zararlı mikro organizmalara direnç te kazandırır bu sayede tekrar kullanıldığında etkisiz kalır ama microbiata dengesini negatif yönde bozmaya devam eder. Microbiata dengesi bozulunca disbiozis dediğimiz durum ortaya çıkar. Bu durumda probiotik mikro organizmaların organizmaya yarar sağlayan pozitif etkileri yok olur. Nedir bu pozitif etkiler; immünitenin(vücut direnci sağlanması, birçok vitaminin sentezlenmesi, tek sıra hücre yapısında olan barsak mukozasının sağlıklı olması ve bütünlüğünün korunması vs. Bu çok önemli görevler aksayınca vücut direnci düşer birçok hastalığa zemin hazırlar. Barsakendotel(mukoza) hücre bütünlüğü ve sağlığının bozulması LEAKY GUT denilen geçirgen barsak sendromu ortaya çıkar ki bu sayede feçes ile sindirim kanalı ile dışarı atılacak olan tam sindirilmemiş proteinler, toksinler, ağır metaller organizmaya geçerek yukarıda da sıraladığımız çok sayıda kronik hastalığın oluşmasına zemin hazırlar. Yarı sindirilmiş proteinler geçirgen barsaktan emilince organizma tarafından tanınmadığı için antijen olarak algılar buna karşı antikor oluşturur. Ortaya çıkan antikorlar önce organizmaya geçen yarı sindirilmiş proteinlere benzer yapıda protein yapıtaşları olan organlarda (tiroit,pankreas) inflamasyonlara yol açarak tahribata yol açar sonuçta hipotiroidi,diyabetesmellitus (tip 1-11) eklem hastalıkları vs ortaya çıkmasına neden olur.Bu grup hastalarda ömür boyu replasman (dektekleyici) tedavileri ile karşı karşıya kalır.Replasman tedavileri nedene yönelik olmadıkları için hastalığı tedavi etmezler hastalığın sonucu olan eksikliği tamamlarlar.Maalesef ilaç tröstlerinin hegomanyasında olduğu için nedene yönelik araştırmaları yapmaz kısıtlı imkanlarla yapılanları da görmezden gelir.geçirgen barsaktan emilen toksinler karaciğer ve böbrekler yolu ile vücuttan atılmaya çalışılır fakat karaciğer toksinleri FAZ1 ve FAZ 2 detoksikasyon reaksiyonları ile safra yolu ile barsağa geçer barsakta geçirgen olduğu için tekrar emilerek karaciğer geri gelir.Bu durum karaciğerin yorulmasına yağlanmasına daha ileri dönemlerde yetmezliğine sebep olur.Günümüzde genç ve orta yaş grubunda batın USG tetkiki yapılıpta GRADE 1,GRADE 2 yağlanma görülmeyen karaciğer yok gibidir.Bu durumu sorgulan hastalarımıza meslektaşlarımızın cevabı çok önemli replika saat olmadığı biraz kilo vererek sorunun çözüleceği şeklinde oluyor genellikle.Yetersiz detoksifikasyon sonucu organizmada kalan toksinler YAĞ dokusunda depolanır.Bu durum bizi rahatlatır mı? Kesinlikle zira en önemli organlarımızdan biri olan beyin dokusunun %80 ni yağdan ibarettir dolayısıyla bu organımız toksinler için bir birikme, depolanmayeridir. Tabii ki toksinler beyin dokusunda rahat durmayacaklar enflamasyonlara neden olarak çok sayıda kronik nörolojik ve psikolojik hastalığın ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Nedir bu hastalıkların başlıcalar diye sorarsanız; yorgunluk, uyku bozukluğu, başağrıları, migren, anksiete, depresyon, hiperaktivite, huzursuz bacak, otizm, depresyon, multiblskleroz, als Parkinson, demans vs. sayabiliriz. Malesef günümüzde bu saydığım hastalıkların hiçbirinde sebebe yönelik bir tedavi uygulanmamakta bulguları baskılayan ilaçlarla günü kurtarmaktayız. Bu durum hangi sektörün işine geliyorsa onlarda reklamasyon ve propaganda ile hekimleri etkileyerek bu hastalıkların nedenini sorgulamayı ötelemektedirler.